05.08.2009

Bu konuda daha sonra daha detaylı ve genel bir yazı yazacağım. Fakat şimdi bazı aklımdaki şeyleri yansıtmak istedim.

Bu yazıyı tetikleyen şey, İstanbul Kıyamet Vakti MMORPG oyununun yakında çıkacak olan yeni eklenti paketi “Derindeki Sır” için çıkan in-game videosunu görmem ve oyunun evreni ile ilgili benim doğal olarak şu an oyunculardan çok daha fazla detay biliyor olmam oldu (bilmeyen okuyucular olabilir, ben de İKV ekibinin bir parçası idim)

Türkiye'nin en sessiz, sakin çıkan ve büyüyen, en geniş kapsamlı ve bitmiş oyunu

Türkiye'nin en sessiz, sakin çıkan ve büyüyen, en geniş kapsamlı ve bitmiş oyunlarından biri

Genelde insanlar ve şirketler proje ekiplerini incelerken, hangi bileşenlerin ne kadar önemli rol oynadığı hakkında büyük yanılgılara düşebiliyorlar. Bir iş, takım çalışması olarak yapılıyor diye, takımın her bileşeni aynı kritiklikte rol oynuyor demek değil.

Sık sık yöneticiler, takım oyununda herkesin aynı derecede önemli olduğundan söz eder. Ve bunu söylerken aslında hem yalan söylerler, hem de yanlış yalanı söylerler ve bunun farkında değildirler :)

Bu yalanı desteklemek için şirketteki değişik kişi ve departmanlar örnek verilir. Satın alma bölümü olmasa, üretim için kullandığımız komponentleri fabrikaya getiremeyiz o zaman üretim durur. Üretim grubu olmasa ürünü üretemeyiz o zaman neyi satacağız. Satış grubu olmasa ürünler satılmaz ve para gelmez. Arge olmasa, insan kaynakları olmasa vs… vs… Demek kiiiiiiii bu firmadaki herkes hayati önemli bir iş yapıyor yaaaaaaaaaaa….

Çıkarıma bakınız.   “X kişisi işini yapmazsa bu proje bitmiyor”, “Y kişisi de işini yapmazsa bu proje bitmiyor”, öyleyse “X kişisi ve Y kişisi aynı derecede önemli”. Burada “önemli” ne demek ayrıca tartışılabilir ama sanırım ana konuyu anladınız. Buradaki “önem” coğu zaman şirketin o kişiye verdiği maaş ile de ilgili oluyor.

Hayır kardeşim bu çıkarım yanlış. Bu veriler hem X kişisinin hem Y kişisinin projeye katkı sağladığını söylüyor. Ama katkıların büyüklüğü konusunda birşey söylemiyor. Bu katkı olmasa projenin bitmeyeceği zaten tamamen önemsiz. Yani tabii ki ikisinin de yaptığı is projenin bitmesi için gerekli olacak. Zaten projenin bitmesi için gerekli olmayan bir işi yaptırıyorsanız bu adamlara, o zaman bambaşka bir boyutta cahillik ve verimsizlikten bahsediyoruz :) Siz zaten bu yazıyı okumayın.

Bir proje bir taskler kümesidir. Bu tasklerin her birinin tek başına veya gruplar halinde barındırdığı da bazı riskler vardır. İşte bir projenin bitmesi ile bitmemesi arasındaki fark en yüksek riskli tasklerin başarıyla bitirilebilip bitirilemeyeceğidir.

Türkiye’de şirketlerin ve hatta medyanın büyük bölümünün ısrarla anlamak istemediği yer burası. Herhangi bir yazılım projesinde, şu an dünyanın neresinde olursanız olun en yüksek riskli taskler “teknik” tasklerdir. Bir bilgisayar oyunu projesinde teknik taskler programlama, oyun dengeleme, oyun senaryosundaki bazı mantıksal ilişkiler (yani senaryonun gameplay ile ilgili kritik öğelerinin oturtulması), 3 boyutlu grafikler ( poligon sayıları, skinning implementasyonuna uygun modelleme ve rigging yapabilme vs önemli teknik problemler). Bunun yanında 2D grafikler (texture boyama hariç), müzik ve ses efektlerinin büyük bölümü, konsept tasarım çizimleri, oyun senaryolarının büyük bölümleri, oyunun satış ve pazarlaması, reklamı, medya ilişkileri, reklam alımı/verimi vs gibi taskler teknik taskler’e göre çok daha az risk taşır.

Bunun Türkiye’de bir türlü kavranamıyor oluşunun sebeplerini bilmiyorum. Belki Türkiye’deki dominant “business” ekolünun hala “ticaret”, yani birşeyleri alıp satma iş modeli üzerine kurulu olmasından olabilir. Örneğin bir ticaret firmasında iş akışlarındaki en önemli riskler satış alanındadır. Bu yüzden satış ekipleri en önemli konumdadır ve bu haklıdır.

Hatta Türkiye’nin global ekonomideki bu ilginç konumu (yani az sayıda çok zengin Tüccar şirket olması) ve global trendler sonucu dünyada bir tek Türkiye’ye mahsus olarak “İşletme” diye bir bölüm üniversitelerimizde lisans seviyesinde (yani master/doktora değil) bir seçenek olarak popülerleşebilmiş ve hayli zeki gençlerimiz yüksek puanlarla bu okullara girip hiçbir “alanın” uzmanı olmadan genel geçer olduğu savunulan bir “yöneticilik” eğitimi almıştır. Bu “yöneticiler”, yeri gelir banka’da çalışır, yeri gelir tekstil fabrikası yönetir, yeri gelir elektronik fabrikası yönetir, yeri gelir internet firması yönetir, yeri gelir yazılımevi yönetir. Yönetir de yönetir.

Evet yöneticilik kesinlikle teknik yetilerden bağımsız ayrı bir yetenek seti gerektiriyor ve ayrı bir eğitimi olması gerektiğine katılıyorum. Fakat bu dünyanın her yerinde master derecesi olarak sunulan bir eğitim. Yani gider mühendis olursunuz, alanınıza belli bir teknik hakimiyetiniz olur. Üstüne gider işletme master’ı yaparsınız veya bazı şirket içi eğitimler vs alırsınız eyvallah. Ama bu yürüttüğü “business”ın içerdiği implicit problemleri bilmeden ve tanımadan ve en kötüsü önemsemeden business yürüten, proje kararları alan, ekipler yöneten “yönetici” kavramı ülkemize has.

Son yirmi yılda ülkemizde firmalar ticaret dışında “üretim” tabanlı iş modelleriyle tanışmak durumunda kalınca (Avrupa’da yükselen üretim bedelleri sağolsun) biraz olsun bu şirketlerin iç dengelerinde değişmeler oldu ve üretim ile ilgili gruplar daha çok önem görmeye başladı. Son on yılda da Asya ülkelerinin bizden çok daha ucuz alternatifler haline gelmesiyle üretimde yakaladığımız avantaj kayboldu. Bunun üstüne sonunda bizim bazı “yöneticiler” de “bi dakka ya Arge kuralım” veya “Yazılım işine girelim” diye gaza geldiler.

Sonra da yönettikleri takımlara yukarıda yazdığım yalanı söyleyip durdular. Yalan söylediler çünkü herkesin eşit önemde olmadığını biliyorlardı. Ancak yanlış yalanı söylediler çünkü hala en önemli tasklerin “satış ve pazarlama” olduğunu zannediyorlar. Halbuki yazılım veya Arge tabanlı “business” ta en riskli taskler dediğimiz gibi teknik taskler ve dolayısıyla en onem verilmesi gereken kişiler de bu taskleri üstlenen kişiler. Bu sektörde çalışıyorsanız hangi işi yapıyor olursanız olun bu gerçekle yüzleşmek ve kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu diger üniteler daha aşağı varlıklar demek değil. Nasıl bir futbol takımında çoğu zaman sol bek bir forvetten veya orta sahanın beyni bir oyuncudan daha az önemli ise ve bundan gocunmuyorsa, teknoloji firmalarında da teknik ekipler diğer bütün birimlerden daha önemlidir. Cünkü riskin daha büyük bölümü ile onlar boğuşurlar.

Bu dunyanın en ileri teknoloji firmalarında da böyle. Microsoft, Google, Apple, Sony, Samsung ve bütün silikon vadisi, bünyelerindeki teknik ekipleri el üstünde tutup en yetkin kişilerle doldurmaya çalışır. Türkiye’deki firmalar ise başarılı bir projede sadece satış grubuna bonus verir mesela :) Bu durumun hala böyle olması eskiden kalan şirket içi politik salaklıklar ve teknik iş modelleri konusundaki dinmek bilmez cehalet dışında bir sebebe bağlanamaz sanırım.

Son olarak oyun yapımına dönersek, ülkemizdeki bir avuç oyun yapan firma ve amatör grup, umuyorum ki bu bahsettiğim badirelere fazla yakalanmadan işleyip başarılı olur. Geçmişte uzaktan izlediğim pekçok başarısız projede bu izleri gördüm. Yazıyı tetikleyen IKV oyunu, neyse ki bu konuda olumlu bir örnek. IKV’de yer alan kişi ve şirketler türlü imkansızlıklara ve anormal fedakarlıklara karşın en azından en yüksek riskli teknik taskleri her zaman yeterli bir kalite ile tamamlayabildiler. Buna karşılık teknik olmayan tasklerin önemli bir bölümünde problemler oldu ve bu problemlerin sonucu oyun özellikle yerli medya ile bir türlü olması beklenen iyilikte bir ilişki kuramadı. Oyunu elbette beğenmeyen oyuncular da oldu. Ancak toplamda bakıldığında, yüzbinlerce kişinin oynadığı, hakkında birçok fan siteleri, videoları, dergileri yapılmış ve neredeyse sıfır medya desteğine karşılık, onbinlerce oyuncunun devamlı oynadığı bir hale gelmiş, serverları sürekli dolu olan bir oyun olmuş. Hele şimdi yeni gelecek olan eklenti ile birçok yeni bölüm, yüzlerce düşman, yüzlerce görev, yüzlerce NPC ve son derece derin ve detaylı bir senaryo örgüsü ile, özellikler “free to play” oyunlar içinde dünyadaki en iyilerinden biri (ah bir de ingilizce veriyonu çıksa) olmuş.

Bu çapraşık durum insanda bir yandan “heyt be ne güzel” diye gaz yaratırken bir yandan da “yani ah bi de diğer taskler de adam gibi yapılsa o taskleri üstlenenler tarafından” diye bir serzeniş tetikliyor.

Ama en azından IKV önceliklerini coğu zaman doğru ayarlamış bir proje. Bunun Türkiye’deki nice başka oyun yapma macerasına da yansıması dileğiyle.

Lutfen lutfen ama lutfen, mühendislerinize gereken önem ve desteği verin. Projelerinize yeterince tecrübeli kişileri alın. Bir tane tecrübeli adam yerine üc tane yeni mezun alırım diye düşünmeyin. Projelerinizi yeterince tecrübeli ve daha önce benzer büyüklükte projeleri yapmış ve bitirmiş insanlara yönettirin. Biliyorum bunlar ağaçta yetişmiyor ve zor bulunuyor Türkiye’de ama o zaman yurt dışından getirin. Kadronuzda sürekli bir tecrübe yelpazesi olsun. yani on kişilik bir teknik ekipte, 1 tane 10 yıl tecrübeli adam 9 tane 0 tecrübeli adam olmasın. 1 x 10 yıllık + 2 x 5-7 yıllık + 4 x 2-5 yıllık + 3 x 0 yıllık adam olmalı örneğin.

Buna karşın tabi amatör grupların çok böyle şansları yok. Onların yapabileceği tek şey deli gibi çalışıp kod yazmak. Yazmak yazmak ve bir daha yazmak… Ve oyun bitmeden de çok fazla ötmemek :)

Neyse çok uzattım başka zaman devam ederim bu muhabbetlere

Share

Comments

  1. Cem Gencer on 05.09.2009

    Ellerine sağlık Bilgem, okuması rahat, konuyu güzel tanımlayan bir yazı olmuş. Girişteki ‘her insan önemlidir’ örneğine tepkine katılıyorum. Satış-pazarlama ve tanıtım muadili bulunabilen halkalardır. Ama yönetim, zincirin bir halkası kopuksa hepsi kopmuştur mantık yürütmesinden yola çıktığından yönetim kademelerinde arge, geliştirme ve QA-kalite kontrol gibi olmazsa olmaz kısımlar, hak ettikleri değere eriştirilmezler. Bunun bir sebebi de, yazılım ve tasarım gibi, özel vasıflara ihtiyaç duyulmayan satış ve pazarlamada (kuşkusuz onlarında kendi kalite sistemleri var, onların becerisini yadsımıyorum, ama bir yazılımcının çektiklerini de çekmedikleri bilinir) kendi önemini, üretim departmanıyla eş değer yapmak istemesinden olsa gerek. Üretimle ilgili işler (yazılım, tasarım) bir meslekten çok, bir yaşam biçimi; yani 724 o konuyla ilgilisindir. Ama satış-pazarlama, saat 1800 dedin mi, biter. İş yerinden ayrılırsın, özel yaşantına geçersin. Ama hangi yazılımcı, hangi tasarımcı böyle ki? bildiğim tüm üretenler, bir sanatçı ruhuyla, hevesi ve ateşiyle işiyle ilgilenir, hemen hemen her dakka kod düşünebilir, tasarım yapabilir. Haliyle bu nitelikte, yaşam biçiminde olan birini, kalkıp üniversitesini bile bazen okumamış biriyle eş değer koyarsan, büyük haksızlık etmiş olursun. Ama senin de belirttiğin gibi, yönetici, çok generic bir iş konumu. Yöneticiye bunu ya da şunu yönet de, uygunsa yönetir. Haliyle içeriğine, farklarına veya değerlerine göre ayrıcalıklı ele almalara girişmez, herşeye dummy mantıkla işi verdim, şu süre verildi, şunları yaptı olarak bakar ve varsa başarısızlıklar, gidişatla alakalı görülmez, net başarısızlık olarak hesaplanır. oysa orda üretim ekibi, aynı ürünü 3. defa baştan üretiyor da olabilir, ama önemi yoktur işte, sonuçta ürün istenildiği gibi olmamıştır.
    düşüncerlerimi bu kadar yazdım da? buradan nereye varacağımı göremediğim için bu sohbetimsi mesajı kesmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum…

  2. Nightlord on 05.09.2009

    valla super dolu bi comment olmus bu Cem. Klavyene saglik :)

  3. arda on 05.11.2009

    Şimdi gözden kaçan bir unsur olmuş yazıda. O da maliyet. İyi bir teknik ekibi kurmak -senin de dediğin gibi- çok zor. Türkiyede bir uzmanlar ordusu yok. Olanlar da kendilerine çok daha iyi kazandıran işler bulmuş durumdalar.

    Halbuki pazarlama ayağında yüzlerce çakal bulabilirsin, hem de gayet ekonomik olarak. Ekonomikden kastım, işinin ehli, 15-20 senelik tecrübeli elemanları nispeten makul fiyatlara çalıştırmak. Elbetteki bir yapımcı için pahalıya çalışan iyi programcılar (yurt dışından adam getirmek mesela) almak yerine ucuza çalışan iyi satıcılar (en yakın oto galeride bulunabilir) almak stratejik olarak daha doğru.

    Zamanla düzelecek bu durum Türkiyedeki oyun pazarının oluşması ile birlikte gelişecektir. sonuçta bu gün ayakta kalmak isteyen firma önce kendi küçük denizinde yüzmeli, sonra okyanusa açılmalıdır. Bizler büyüdükçe, para kazandıkça bu parayı oyun sektörüne yatırım yaparak kullanacağız, bu durumda nihayet bir hareketlenme olacak.

    Ama şuanda finansör rolündeki üst jenerasyon, bu işten anlamadığı gibi daha karlı yatırım alanları buluyor.

    Örneğin sen de orda topladığın parayla bir gün ülkene dönüp oyun sektöründe düzgün bir yatırım yapmak için kullanacaksın, ozaman tüm bu alışkanlıklar değişecek. Bakın sinema sektörünün eski alışkanlıkları kayboldukça türk sineması yine endüstriye dönüşmeye başladı. Bilgisayar oyunu da böyle olacaktır diye *umuyorum*. neyse ben de kesiyorum :)

  4. Nightlord on 05.11.2009

    Selam Arda. Bu detayli yorum icin tesekkurler. Tecrubeli yazilimcilar calistirmanin maliyeti ile ilgili detaylara bu yazida cok da girmedim aslinda ve haklisin bu onemli bir maliyet.

    Burada kisaca bahsettigim nokta, elinde mesela 3 yillik bir muhendisin maasini verebilecek imkani olan bir firmanin, tercihini gidip 2-3 tane 0 kilometre adam employ etmek yonunde kullanmasi. Hep bu sekilde tercih kullanan isverenler sonunda ellerinde yuksek sayida tecrubesiz muhendis ordulari ile kaliyorlar ortada. Bu hem projelerin bitmesini kesin suretle engelliyor, hem de alinan yeni mezunlarin da duzgun bir gelisim egrisinden gecmelerini engelliyor. Bu yeni mezunlar da sonuc olarak genelde 2-3 yil sonra o sirkette ogrenebilecekleri herseyi ogrenmis olduklari hissiyle oradan ayriliyor. Ya da firma onlarin artan tecrubesini karsilayacak maaslar vermeyi reddediyor ve o adamlari kaybediyor.

    Keza tecrubeli muhendis almak yerine tecrubeli satici almak da cozum olmuyor, cunku bahsettigim gibi projenin asil riskli/zor adimlarini bertaraf eden adamlar saticilar degil. Boyle tercihler yapan firmalarin projeleri gordugumuz uzere bitmiyor. Yazinin zaten en temel mesaji sanirim bu. Tecrubeli teknik ekipler kurmadan projeyi bitiremiyorsunuz (ever).

    Sektor gelisip daha cok bu is modellerini taniyan insanlar isveren olabildikce, bu problemlerin duzelecegi konusundaki umuduna katilmak istiyorum :) Ama gordugum bazi baska ekosistem problemleri de var. Bu acidan bakilinca belki bizim Turkiye’de yakindan incelememiz gereken modeller Amerika ve Silikon Vadisi modelleri degil de Cin ve Hindistan modelleri.

  5. vigo on 05.13.2009

    türkiye, şark kurnazlarıyla dolu bir ülkedir. tek amaç (neredeyse her mecrada) hap yap para kap! dır. bu bakımdan, benim ömrüm sanırım yemez, belki 100 yıl sonra, jenerasyon değişip, okutan, öğrenen ve üreten bi ırk gelmezse hiç bişi olamayacak. keza ülkede bırak 10 yıl tecrübeli 1 adamı, işi bilen 10 kişi bile yok

  6. i.sa on 05.21.2009

    Herkese merhaba,
    Yazılım geliştirme işini daima “DÜŞÜK” riski “YÜKSEK” hamileliğe benzetmişimdir. Hamile sürekli pasif yaşamazsa her an “BEBECİK” düşebilir.

    Yazılım geliştirici(ler) özellikle “YARATICILIĞA” dayalı üretim gerçekleştirdiğinde PROGRAM asla bitmez. Bitmemeli de. Ancak ÜRÜN haline gelememiş bir programı da satma “LÜKSÜNÜZ” hiç bir zaman yoktur.

    Bir işletme de hangi bölümün daha ÖNEMSİZ olduğu ve bu önemsizliğe göre muamele görmesi gerektiği CAHİL yöneticilerin BECERİKSİZ tutumları sebebiyle ortaya çıkar.

    Bir yazılımcı eğer gerçekten BİLGİLİ, kaliteli ve DÜZEYLİ ise enerjisinin son JULünü tüketinceye kadar ÇALIŞIYORSA emin olun bu gün elde edemediklerini kısa gelecek sonra ALACAKTIR.

    .NET projesi ve DELPHİ ye bakınız. Delphi’yi 1998 yılına kadar uçarcasına göklere taşıyan proje lideri sonunda bitme noktasına gelimiş .NET projesini bugün nerelere taşıdı. Hatta üzerine tuz biber ekib arada LINQ icadı bile yaptı.

    “Cınyıs” adamlarla çalışmak ve onları idare edebilmek hiç kolay değildir. İdare de edemezsiniz. Çünkü hiçbir zaman onun kafasından geçenleri tahmin dahi edemezsiniz. Bu yüzden yöneticilerin sizi anlamasını beklemeyin!

    Ne Silikon Valley ne Çin ve de Hindistan! Bizim risk sermayedarımız pek yoktur ki Silikon Vadisi olalım, Sürüsüne bereket yazılımcımız yokki aylık 20-100 usd bedelle çalıştıralım, “kast” sistemimiz yok ki belirli sınıflara iş yükleyelim!

    Haddimizi bilerek, VERİMLİ kullanmak zorundayız herşeyimizi. İŞ modellerini eğer becerebiliyorsak biz YARATMALIYIZ, yöneticilere de sunmalıyız. Sunduğumuz modeli ve süreçlerininde arkasında DURABİLMELİYİZ.

    Sevgiler hürmetler

  7. Nightlord on 05.21.2009

    Selam i.sa

    Yazilim gelistirme ve hamilelik benzetmesini bazi yonlerden cok isabetli buldum :)

    Genius adamlarla calisma konusunda, kismen katiliyorum. Arada buyuk ucurumlar olmamali. Ancak iyi bir muhendis-yonetici, kendisinden cok daha dahi bir adami iyi bir iletisim ve adil bir yaklasim ile basariyla yonetebilir. bu durumda yoneticinin, dahi elemaninin her fikrini anlamasi gerekmiyor. Onemli olan onu dis etkilere karsi kollamasi ve calisacak imkanlari vermesi. Ben bunun basarili orneklerini gordum.

    Turkiye’nin silikon vadisi, Cin ve Hindistan’la arasindaki karsilastirmalarina da buyuk olcude katiliyorum. Lakin ozellikle Cin’in basarisinin sadece bol yazilimci olmasi veya Hindistan’daki basarinin sadece kast sistemi sayesinde oldugunu soylemek o ulkelere biraz haksizlik oluyor gibi :) Cok cok iyi Cinli ve Hintli yazilimcilar var. En ileri teknoloji alanlarinda deliler gibi akademik yayinlar yapiyorlar. Cin uzaya bile cikti. Insanli bir uzay programi yurutmek bu dunyadaki en yuksek zorluktaki projelerin basinda geliyor (ornegin bugune kadar bilinen en buyuk teknolojik proje NASA’nin aya gidis projesi). Bu buyuklukte ve bu kadar cok sayida inovatif proje yapan Cinli ve Hintli kardeslerimizin bu zorluklari ve kaosu yonetip asabilecek teknik kas’a sahip olmalarini gormezden gelemiyorum.

    Dusuncelerini paylastigin icin tekrar tesekkurler :)

  8. Yunus Ali Sinan on 07.12.2013

    Dediklerin eyi gibi emme bişi anlamadık.
    Bir kere kıymet vermediğin adamların fikir ve düşünceleri üzerinde olaya yaklaşmış ve onları çürütmek isterken kendini çürütmüşsün.
    Bir kere kıymeti kendinden menkul yöneticilerin işletme mezunu olduklarına ve bölümü hakkıylan bitirdiklerine inanmıyorum.
    Zaten Türkiye’deki İşletme eğitimi yetersiz.
    Ancak bu yine de olayı kavramış işletme mezunları olduğunu değiştirmez.
    Türkiye’de işletme eğitimi ülke de üretim olmadığı için gelişmiş bir seviye de değildir.
    Yani öncelikle ülke de üretim sorunu var.
    Mühendis sorunu var.
    Vır vır eden o kadar mühendis varki.
    Her konuşmalarında işi işletme mezunlarına falan getirir. Bunların gerçekte bir işletme mezunuyla karşılaştığından şüpheliyim. Yöneticlerinden şikayet edeceklerine bize önem verilmiyor diye sızlanmaya başlarlar.
    Oysa karşılaştığı idarecilerin çoğu işletme mezunu değil, işletme diploması verilmiş zavallı, kurnazlardır. Bir tanıdığı olan garip tiplerdir.
    Yukarıda belirttiğim gibi ülkede büyük çaplı bir üretim olmadığı için gerçek bir işletme mezununun da iş bulması imkansızdır.
    Zira bizim mühendislerimiz üretmemekte, şikayet etmekte, ve sürekli komplekse kapılmaktadır.
    Tabi bu tek taraflı bir durum değil. ORtamda ki cehalet, abuk subuk konuşmalar mühendislerin kendilerine kıymet verilmediği zannına kapılmalarına yol açmaktadır.
    Oysa mühendislere kıymet verilmektedir ama burada değil yurtdışında. Ülkenin içinde bulunduğu ortak kasıtlı olarak üretmeyen bir atmosfere dönüştürülmekte ve mühendislere kaç sinyali verilmektedir. Yurtdışının çekici buranın itici etkisi. Bir push-pull etkisi.
    Bu tesadüfü değildir.
    O yüzden sorun işletme mezunlarından kaynaklanmamakta sorun tarihsel biçimde geri kalmış olan ülkemizdeki ön plana alınmış rantçı, kıyakçı, kişilerin üst mercilerde olmasından kaynaklanmaktadır.
    Ülkemizde bir Steve Jobs bir Bill Gates çıkması bir zeka, eğitim sorunu değildir.
    Bir ortam, kültür, algı ve bilinç sorunudur.
    Ortamı bozan bileşenlerin bir kısmı dizayn edilmiştir.
    Bir kısmı da hemen saygı görmek isteyen zeki ve yetenekli ama karamsar olan mühendislerimizin düşünce yapısından kaynaklanmaktadır.
    Saygılar

Leave a Reply