12.27.2010

Bu yıl parti oncesi gaza geliş yazımı yazamadım. Her yıl parti yaklaşırken ben de oluşan beklenti ve gaz sonucu “7dx partisi yaklaşıyor” konulu bir yazı yazarım. Bir süredir inaktif olan blogum bu yazıyla hareketlenir. Ardından parti gerçekleşir ve ben parti raporunu yazarım.

Bu yıl bir şekilde bu gaza gelmedim. Neden bilmiyorum. Yine partiyi bekledim tabii ki. Hatta yine Skype üzerinden 10 saat fark ile katılacağım için partiden önceki hafta izinli olmamdan faydalanarak, biyolojik saatimi bile kaydırdım. Her gece bir iki saat daha geç yatarak Cuma ve Cumartesi gecelerini sabahlayabilecek hale geldim. Fakat bu hazırlıklara rağmen ne bir ürün hazırlayabildim ne de parti öncesi blog ve forum yazıları yazabildim.

Oysa ki aklımda Patterns of Madness’ın devamı niteliğinde birşeyler yapmak fikri vardı. Bu sefer Direct2D kullanan bir demo yaparım diye düşünüyordum. Çeşitli ilginç 2D efektler hayal ediyordum zaman zaman.

Ayrıca bir kaç ay önce PC’de müzik yapma olayını kurcalamaya başlamıştım. Güzel bir başlangıç seviye ses kartı (Presonus Audio Box) aldım. Gitarlarımı temizledim yeni teller taktım. Ses Kayıt teknikleri hakkında bir miktar araştırıp okudum. Küçük küçük müzikler ve kayıt denemeleri yapar oldum. Sonunda bir Drey haline gelemesem de yine bir şerefli ikincilik ya da üçüncülük kovalayabilirim diye düşünerek 7dx müzik compoya da bir mp3 sokmayı planladım.

Üstelik bütün bu planları uygulayacak vakit de vardı. Partiden önceki hafta dediğim gibi izinliydim.

Fakat bütün haftayı evde miskin miskin yatıp televizyon seyrederek geçirdim. Biraz okudum vs. En son Perşembe günü kendi kendime “Aman bu yıl sadece keyfini çıkarayım diğer ürünleri seyredeyim” falan dedim. Trapped bir ay kadar önce ilk tracklerini kaydedip bıraktığım bir haldeydi. Az biraz mix edilmişti. Çok gaza gelirsem onu submit ederim diye düşündüm.
Sonunda Cumartesi geldi çattı. Ben kısa sürede Semih’le kontağa geçerek onun laptop’ı üzerinden Skype ile partiye bağlandım. Masama skype için laptop, bol kafein, su ve yiyecek hazırladım. Bir yandan desktop ile de sürekli facebook’a partiden twit spamlemek için hazırdım.

Önce Cumartesi günü Semih’in laptop’ına girip salonun sol orta bölümünde Return tayfasının hemen arkasına kuruldum. Önce Murqx ile biraz C++ muhabbeti yaptık, ardından Semih’le biraz re-senkronize olduk. Bu arada Aegis Skype’ın bulanık görüntüsünde beni Arcane zannedip “aa olm gelmiyo musun hadi gelsene” dedi. Aah ah keşke öyle ha deyince gelebilsem be abi

Sonra bana göre partinin en eğlenceli bölümlerinden biri gerçekleşti. Moldibi biraderler semineri. Benim şöyle bir dezavantajım var. Endo, Datura, Hydrogen ve Skate ile 5 yıl aynı grupta olmamıza rağmen tabi onlar 15 yıldır birarada oldukları için, bir ton hikayeyi zaten birbirlerine anlatmışlar geçmişte, o yüzden şimdi böyle bir araya geldiklerinde pek anlatmıyorlar. Halbuki adamlarda ne hikayeler var biliyorum. Bu seminer vesilesiyle en azında bi kısmını dinleyebildik. Duyduklarımdan da zaten yarıldım.

Bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Yani böyle bir adam tipi var. Bilgisayarları ile iki hafta oyun oynadıktan sonra biz de yapalım bundan diyen. Bunu kendiliğinden diyen. Web siteleri, dergiler, forumlar, partiler, yarışmalar olmadan. Yani düşünün takriben 10 – 12 yaşlarında iki çocuk. önlerinde bir bilgisayar duruyor. yanında bir kullanma klavuzu. O klavuzda 60 – 70 sayfalık BASIC artı grafik artı müzik bilgisi. Bunlara bakan bu iki çocuğun düşündüğü şey “biz de oyun yapalım. gereken herşey elimizde var. bütün oyunlar zaten basic ile yapılıyor olmalı, onu da bu kitaptan öğrenebiliyoruz. e tamam o zaman ne duruyoruz.”

Üstelik eksik bilgileri yüzünden bir sürü emekleri boşa gidiyor. Basic’in falanca oyun projesi için yeterince hızlı olmadığını binlerce satır kod yazdıktan sonra öğreniyorlar mesela. Cevabın Simon’s Basic olmadığını öğrenişleri de bir o kada boşa giden emek alıyor. Ve bu adamlar bütün bunlar olurken hiç bir noktada da “amaaaan lanet olsun” demiyorlar. Commodore dergisini bulup ilk introlarını, demolarını yaparken bile evlerinin dışında bir scene olduğunu bilmiyorlar. Yani scene’de şan kazanmak gibi bir dürtüleri de yok.

İşte bu adam prototipine ben hastayım. Bana göre en ulvi, en şanlı, en ayakta alkışlanması gereken adamlar bu prototip adamlar. Bu prototipten scene’de başkaları da var. Özellikle de Türkiye’de. Çünkü Türkiye bilgiye ulaşabilmek bakımından daha dezavantajlı durumda kalmış o dönemde. Bu da Türkiye’de o yıllarda bu işle ilgilenen insanların böyle tırnağıyla kazıyan adamlar olmasını gerektirmiş.

Bu yüzden ben Moldibi biraderler seminerinı hayranlıkla izledim. Ayrıca ortamdaki genç nesil izleyicilere bu “kurcalama kültürünü”, eline bir cihaz geçtiğinde bu cihazla ne tüketebilirim diye değil ne üretebilirim diye düşünme içgüdüsünü kanlı canlı göstermiş oldu Moldibi biraderler.

O seminerden sonra, kah demo gösterimleri kah mekana gelen yeni insanlarla yer yer sohbetler derken saat Cumartesi 18 civarlarında benim pilim bitmeye başladı (Burada saat sabah 8 olmuştu).

Bu arada kara bir haber aldım. Drey bu partide müzik yayınlamayacaktı. Yıkılmıştım. Partiyle ilgili en büyük beklentim, umudum suya düşmüştü. Tabii ki Drey’den yine aşmış bir (belki iki: bir senfonik, bir metal) parça beklerken rakam sıfır olunca, haaaaaaaaaaayıııııııııııııırrrrrrrr şeklinde yağmur yağan sokağa çıkıp göz yaşları içinde koşmaya başladım. En son asfaltta bir su birikintisinin içinde dizlerimin üstüne çöküp iki elimi yanlara açıp yüzümü yukarıya çevirdim. Ben birkez daha haaaayıııııır diye bağırırken kamera yavaş yavaş yükseldi.

Tam olarak böyle olmadıysa da yaklaşık böyle birşeyler oldu. Drey suçlamaları kulak arkası edip ustaca topu hydrogen’e attı. Ha hahahaha bu arada o muhabbetimiz süperdi. Drey hocam valla özlettin kendini. Artı sen parça yap ki ben senin mix ve recording triklerine uzun uzun çalışabiliyim. heheh

O saatlerde Norvax ile yaptığımız teattiler sonucu, henüz hiç başka entry olmadığını öğrenince bu sefer başka bir telaşa kapıldım. Genelde 7dx partilerinin en zengin geçen composu olan mixed music componun başı dertte miydi. Sadece Return’den eski SID gurularından Slowhand’den bir SID geleceği haberini aldık. Bunun üzerine hiç olmazsa Slowhand’in yarışmada yalnız kalmaması için Trapped’i bitmemiş haliyle de olsa compoya göndermeye karar verdim. Trapped’in aslında yaklaşık 8-10 saatlik daha işi var. Tabii göndermeden önce bana göre en kulağa batan bir iki eksikliğini hızla gidermeye çalıştım. Bir saat kadar kurcalayıp Norvax’a gönderdim.

Bir yandan bu “bitmemiş ürünle compoya katılma” hali bana geçen seneki halimi hatırlattı. Çok kıl bir duygu olduğunu birkez daha hatırladım.

Ardından Cumartesi gecesi compolarına yetişebilmek için biraz uyumam gerektiğine karar verdim. böylece akşam 6’dan gece yarısına kadarki seminerleri kaçırdım. Keşke birileri o seminerleri videoya çekmiş olsa.

Cumartesi gece yarısı yeniden kalktım ve yeni Skype session’ını başlattım. Bağlandıktan biraz sonra compoların ertelendiğini öğrendim. Bu arada Norvax, Murqx ve adını bilmediğim üçüncü bir arkadaş Robo code için kasmaya başladılar. Skype ile aktif sohbet edemeyeceğimi anlamam üzerine içim gıdıklanmaya başladı. Bu esnada demo compoya, Return’den bir C64 demosu ve Spritus’tan bir PC demosu geleceğini duymuştum. Burada beni gaza getirmek için yeterli data vardı.

Öncelikle Spritus’un sonunda bir demoyla geri dönüyor olması, benim için halaylar ve havai fişeklerle kutlanması gereken bir sevinç kaynağı idi. Bana hep çok ilham vermiş ve az önce bahsettiğim “scener prototip”ine tam uyan bu şahane adam yapmış demosunu gelmiş. Skyoe ekranından çok net göremediğim için yorum yapmak için ürünün kendisinin parti sitesine yüklenmesini bekleyeceğim.

İkincisi, Joker’in introlar evresinden multi part demolar evresine geçmesinin benim için ne anlama geldiğini biraz açıklamam gerekiyor.

Joker çook çok enteresan bir fenomen benim için. Şimdi bu şahane adamın hikayesi bizim hep duyduğumuz scener hikayelerinden çok farklı. Scene’e girişi ve ilerleyişi de öyle. Hep duyduğumuz “c64 alıp kullanma klavuzundan başlayan küçük çocuk” değil Joker. Retro forumlarında takılırken “bi dakka ya ben öğrenmek istiyorum” deyip ortamdakilerin yazdığı bir avuç dokümanı okuyarak başladı. Ardından forumlarda küçük kod örnekleri ile sorular sorup ufak tefek elini “coder”lığın o pek de bilinmeyen sıkıcı ve zorlu tarafıyla kirletmeye başladı.

Bu noktanın çok iyi anlaşılması gerekiyor. Coder olmaya niyetlenen insanlarla coder olan insanlar arasındaki en önemli fark, bu yolda ilerlerken önlerine çıkan çeşitli epik anlarda verdikleri tepkilerdir. Bu epik anlar genelde dışarıdan gayet gösterişsiz görünürler. Öyle bir anla karşılaştığında kişi bir bilgisayarın karşısında oturmuş ekrana bakmakta ve ne olduğunu anlamamaktadır. Bu hiç de zevkli veya heyecanlı bir deneyim değildir.

Coder’lığın en zevkli anları başka zamanlardır. Tam “zone”da olduğunuz, takır takır kod yazdığınız, beyninizin yazdığınıza ful hakim olduğu zamanlar, veya yaptığınız şeyi çalışırken gördüğünüz zamanlar zevklidir. Bir odada bir ekrana boş boş bakıp “ya niye olmuyo, işte olması lazım” dediğiniz an zevkli değildir. Kabus gibidir. Başından kalkıp gidip yatmak istersiniz (ki bazen bunu yapmak da gerekir)

İşte bu epik anlarda, bir şekilde pes etmeyip devam edenler sonunda o anı aşarlar. Bu aştığınız anda bile gösteriş olmaz. En fazla bir oh dersiniz. Ama böyle bir spor filminde kahramanın son saniyede ağır çekimle gol atması falan gibi birşeyle uzaktan yakından alakası yoktur. Belki bu epik anları aşmayı zorlaştıran şeylerden biri de bu. Bir diğer problem de bu epik anları coderliğa yeni başladığınız dönemde çok sık yaşamanızdır. Bu da pek çok insanın bu işi başta bırakmasının bir sebebi.

İşte Joker bu epik coder anlarını, bizler gibi 10’lu yaşlarda orta okul’un sakinliği ve yaşamın anne-baba tarafından finanse edildiği konforlu yaşlarda değil, otuzlu yaşlarda, bir aile geçindiren iş güç sahibi bir insan olarak yaşadı. Bu benim kolay kolay akıl erdiremediğim birşey. Elbette her scener bu yaşımızda aile ve ev geçindiriyorken bir sürü zaman harcayıp bu işlerle uğraşıyoruz ama yıllaaaaaar önce oluşmuş bir temelimiz var.  Artık kod yazarken karşılaştığımız problemler, demin bahsettiğimiz epik anlar gibi değil. Daha çok yıllardır araba tamir eden bir adamın yeni bir arızaya bakması gibi. O yüzden Joker boyle coderlıkta ilk epik anları bir yetişkinin sorumlulukları ve iş yükü ile göğüsleyerek tamamen özgün birşey tecrübe ediyor. Ve ben buna çok çok büyük saygı duyuyorum.

Buna karşın Joker o epik anları son derece tutarlı bir tempo ile aşmaya devam ediyor. Bunun sonucu olarak çeşitli kilometre taşlarını bir bir aşıyor. Logo, scroll, müziği bir araya koyan ilk intro, ardından ikinci intro, ardından ilk parti release, ardından grup kurma, gruba eleman ekleme, ilk multi part demo, sırayla demo efektleri yapmaya başlama, demo efektlerine kendisinden özgün birşeyler eklemeye başlama (plazmaya zoom ekleme gibi). Bunlar bugüne kadar ulaştığı kilometre taşları. Ve bunlar yaklaşık 3-4 yıl içinde oldu. Bana “ya bir logo, bir scroll, bir müzik içeren bir intro yayınlamak istiyorum” dediği zamanlar henüz birkaç yıl önceydi.

Şimdi bu gözle Rising’e bakınız ve C64 koduna aşinaysanız, bu demonun neden beni bu kadar heyecanlandırdığını anlarsınız. Yaşasın Joker, yaşasın Return.

Bu arada Return demişken belirtmeden geçemeyeceğim bir nokta daha var. Adamlar aslanlar gibi partiye geldiler. masalarına kuruldular, stickerları ile ürünleriyle, ara sıra masalarına gelen gençlere verdikleri bilgilerle partide “oradaydılar”. Aegis, Joker, Slowhand harikasınız. Keşke Slowhand’de bir partiye gelse de yüz yüze tanışsak. gerçekten çok isterim.

Return’ün bu partideki “katılımı” bana Demodojo 2007’yi hatırlattı. Umarım Return artık bundan sonraki partilerde hep olan bir “köşe taşı” olur. Hatta belki yabancı partilere beraber gider orada “Türk gruplar” olarak takılırız.

Eveeet bu uzun parantezi kapatırken, sanırım neden demo compoda Return ve Resıdent demoları olacağını duymanın beni gazladığını anlatmış oldum.

Bu gazın ve parti mekanındakilerin uyku veya robocode ile meşgul olmasının sonucu olarak Cumartesi (aslında Pazar) gecesi 01.00 civarı ben de demo compo için küçük birşeyler yapmayı denemeye karar verdim. Daha önceden hali hazırda bir 2D animasyon framework’um vardı. Bu frameworkü kullanarak hiç olmazsa tek ekranlık birşey yapayım, demo compoda en azından 2 yerine 3 katılım olması, beni gaza getiren diğer iki demoya karşı da daha anlamlı bir saygı duruşu olur diye düşündüm.

Bunun üzerine framework’e hızlıca bir göz atıp (aylardır koda bakmamıştım)herşeyi tekrar derleyip hazır hale geçmeye çalıştım. Hemen müzik çaldırmak için bass kütüphanesini indirdim ve help dosyalarını gözden geçirdim. yaklaşık bir saat içinde demo üzerinde çalışmaya başlayabilecek hale geldim. Bu arada müzik olarak da Ağustos ayında yaptığım Rain Flower’ı kullanmaya karar verdim.

Bunu takip eden yaklaşık 11 saat içinde demonun genel temasını, ve kullanabileceğim efekt fikirlerini oluşturup teker teker partları hazırladım. sonuçta mümkün olduğunca temiz görünümlü minimalistic bir “mood” demosu yapmaya çalıştım. Müzik yine kafamda pekçok efekti oluştururken rehber oldu.

Pazar saat 12.00 civarı ekranları bitirmiş ve ince(mtrak) senkronizasyonu yapmıştım. Sonuçtan da gayet memnundum. Benim hard core coderpron demolarımdan biri değildi sonuçta ama tam olarak istediğim görüntü ve mood’u da yakaladığını düşündüm. Demoyu ikinci bir makinede (skype yaptığım laptop) deneyip Norvax’a gönderdim. Compo makinesinde sorunsuz çalıştığı haberini de aldıktan sonra partinin artık en heyecanlı bölümüne hazırdım. Yine masadaki çay, su, yiyecek stoklarını tazeleyip compoları beklemeye başladım.

Bir süre sonra compolar başladı ve ben yine kalbim küt küt atarak heyecanla izlemeye başladım.

Bu compo heyecanı apayrı bir olay. Compolarda ürün yarıştırmak hiçbirşeye benzemiyor ve benim için hiç olağanlaşmıyor da. bu kaçıncı parti, kaçıncı müzik, kaçıncı demo hala 7d4’te İkitelli’deki parti mekanında merdivenlere oturup OMOT’u seyrederkenki kadar heyecanlanıyorum. Eğer ürünüm tam olarak bitmemişse büyük bir ekşilik oluyor içimde. Ama bir de ürün bitmiş ise resmen kalbim fırlayacak gibi oluyor. Tabi yanında bir ton da endişe. Ürün oynatılırken bir aksilik olacak mı? demo göçer mi? ortasında salonda birşey olur mu? yani ideal demo izleme deneyimi olan karanlık oda, kesintisiz bir şekilde baştan sona art arda demolar şeklinde olacak mı? Nitekim bütün bu endişe kafada konuşurken de bir yandan mantığım “boşa endişeleniyorsun Bilgem. kac tane compoda yarıştın hangisinde birşey ters gitti?” şeklinde cevap veriyordu. Ama bu sefer şans benden yana değildi

Demo’yu oynatabilmek için sağolsun organizatorler canla başla uğraştılar. Önce ses çıkmayan makineyi değiştirdiler, ardından yeni makinedeki virus programı demonun ortasında notifikasyon yapınca yeniden demoyu oynattılar. Gerçekten ne kadar teşekkür etsem azdır. Bunların hiçbirini yapmak zorunda değillerdi. Sonuçta program akışını aksatmamak için demoyu atlayabilirlerdi. Bu yüzden organizasyon gerçekten sonsuz minnettarım.

Tabi sonunda demo oynadı ama ben bayağı bir demoralize oldum. Demonun zaten tek numarası atmosferiydi, o da etkisini büyük ölçüde yitirdi diye düşündüm.

Tabi bu compoların en sonundaki ruh hali. Arada ruh halinin tavan yaptığı çok önemli bir nokta var atlamamak gereken. O noktanın adı: ZOMCOOOOOOOOO!

Zomco partinin ihtimalen en bomba ürününü patlattı. Öz Desert Dream adlı Wild kategori ürünleri ile ilgili birşey şimdilik yazmayayım. Daha sonra elbet daha detaylı konuşuruz. Ama abi o ne yaaaa

Benim gözümde 7d5’ten Esas Invaders’ı da geçerek, 7dx tarihinin bir numaralı Wild entry’si oldu bu ürün. Zomco’ya helal olsun diyorum.

Şimdi Zomco da benim için ayrı bir yere sahip. Domino zaten Türkiye’de Amiga camiasının en önde gelen adamlarından biri. Bu güzel adam ilk önce 7d8 partisine geldi. güzelce katıldı döndü (kardeşi de vardı sanırım). O sene sadece Pazar günü katılmışlardı sanırım. Ertesi yıl Yatuyu ile birlikte iki gün ful katılıp gece mekanda kalıp, ürünler yayınlayıp (hem de biri Amiga oyunu), partiden hemen sonra güzelce parti raporunu yayınlayarak tam üsturubuyla partiye katıldılar.

Buna dikkat çekmek istiyorum. Zomco’nun 7d9’daki varlığı bence harikaydı. Yani bu partilere baktığımız zaman hepimiz ne görüyoruz. Bir demoscene partisi bir çok insanın birşeyler yapması ile şekillenen ve zenginleşen bir olay. Bir konferans veya fuar gibi değil. O tarz olaylarda organizasyondan sorumlu insanlardan başka kimseye düşen bir iş yoktur. Sinemaya gidip film seyretmekten çok farklı değildir.

Ama demo partilerde katılımcılara aslında çok büyük iş düşer diye düşünüyorum ben. Organizasyona yardımın dışında, compoların seviyesini tanımlayan şey katılımcıların ürünleridir. Her scener üstüne düşenleri elinden geldiğince yaparsa toplam deneyim herkes için daha zenginleşir. Bu sorumluluklardan ilk aklıma gelenler; en başta partiye gelmek (mümkünse gece kalmak), partiye ürün getirmek, partiden sonra parti raporu yazmak, partide çıkan ürünleri yapan kişilere birkaç satır da olsa geri bildirim vermek vs… Bunların hepsi o kadar önemli ki… Hem partiyi var ediyorlar, hem partiyi tarihe kayıt düşüyorlar. Elbette kimse bunları yapmaya zorlanamaz ama herkesin böyle binbir zorlukla meydana çıkarılan bir organizasyonu, kendi çapında bu şekilde desteklemeye çalışmayı biraz sorumluluk olarak görmesi, yapabildiğini yapması, yapamadığı hakkında birazcık kötü hissetmesi, hepimizin severek parçası olduğu bu partilerin devamını sağlayacak.

İşte bu yüzden Zomco’nun 7d9 katılımı örnek katılımdı. Yukarıda saydığım herşeyi süper profesyönel bir şekilde yaptılar. O yüzden bu yıl artarak katılacaklarını haber aldığımda çoktan gaza gelmiştim bile ben.
Ve bu gazı boşa çıkarmayıp partinin en bombastik ürününü yaptıkları için bir kez daha Zomco’yu saygıyla selamlıyor ve ekliyorum: ZOMCOOOOOOOOOOOOOOOO!!!!!!!!!!

Sonunda compolar bitti. Artık yavaş yavaş partinin sonlarına gelmiştik. Bir süre sonra sonuçlar açıklanmaya başladı ve bir kez daha kalp küt küt moduna geçildi.

Aslında ben genellikle compo sonuçları açıklanırken kendi ürünüm oynarkenki kadar heyecanlanmıyorum. çünkü orada ters gidecek bisey yok. urün oynamış olay bitmiş. Yani organizatör sonucu duyururken kilitlenmeyecek mesela 😛 Ama bu sefer compo sonuçlarının yakın olacağını beklediğim için biraz daha heyecanlandım. Nitekim müzikte ben Slowhand’in kazanmasını bekliyordum. Tekrar ellerine sağlık abi.

Demo compoda da söylemem gereken çok hayati önemli birşey var:

PARADOX, PARTİYE GEL!!!

Bu süper önemli. bu kadar üretken ve çalışkan bir adamın, demolarında çok kolay düzeltilip iyileştirilebilecek 3-4 nokta yüzünden, ulaşabileceğinin çok altında sonuçlar alması beni çileden çıkarıyor Bir şekilde fiziksel olarak bizzat partiye gelmen gerekiyor. Tekrar söylüyorum.

PARADOX, PARTİYE GEL

Artık bu yazının sonuna geliyorum daha sonra başka ilaveler de yaparım. Ve gece oldu yatmam lazım. Şimdilik bu kadar. Herkese bol sevgi selam. Bilahare adet olduğu üzere bir kişi kişi greets şeysi de yapacağım.

Share

Comments

  1. ref on 12.28.2010

    Partiye bizzat katılamadığını düşününce, parti raporunun kapsamı beni ürküttü nightlord. Bu sene senin web cam forumda katıldığını bilseydim bir karşına geçerdim, sanırım senin her durumda partide olduğunu varsayarak hareket etmeliyim.

    Bu arada fotografta webcam ters tarafa bakıyor 😀 Genelde parti boyunca herkes projeksiyona dönük bir şekilde oturur/çalışır, sen sırtını dönmüşsün.

  2. ragnor on 12.29.2010

    o laptop durmadan yön değiştirdiğindendir, gören vay nightlord diyip laptop’a gömülüyordu :).

Leave a Reply