01.14.2010

Aklı başında iş güç sahibi bir insan, neden aylarını, bazen yıllarını verip, sonunda para getirmeyen, herhangi bir problem çözecek işlevselliği olmayan birşey üretir. Sonuçta demoscene’de yayınlanan demolar tam olarak böyle şeyler.Demoscene ile alakası olmayan bir arkadaşa birkaç demo gösterdiğimde, “Bu ne büyük bir kayıp, bunun yerine git birhuzurevinde yaşlılara falan yardım et” demişti :)

Tabii x yapmak yerine hayır işi yapmak hemen her eylem için söylenebilecek birşey. Mesela, resim yapacağına, kitap okuyacağına, veya spor yapacağına git huzurevinde yaşlılara yardım et. Bunu söyleyen arkadaş elbette yargılamak için söylemedi ve kimseye faydası olmayan birşeye neden bu kadar efor harcandığını sorguluyordu. Bu doğru bir sorgulama

İşte bu noktada biraz daha derine bakmak gerekiyor. Blogu takip edenler geçmişte “neden oyun yapıyoruz” konulu bir yazım olduğunu hatırlayacaklar. Bu sefer oradaki kadar kolay bir cevap veremiyorum.

Daha önceleri demoscener olmanın insana ve ülkenin yazılım endüstrisine getirdiği faydalar hakkında çok yazdım çizdim. Bu faydalara sonra pek çok scener arkadaş da hep değinmiştir. Proje bitirmeyi öğrenmek, başka disiplinlerden insanlarla çalışmayı ve iletişim kurabilmeyi öğrenmek. Küçük ve orta ölçekli yazılım projelerinde olan karmaşıklık ile tanışmak ve kendi yetilerini anlamak vs.

Evet bunlar demoscener’ların dolaylı olarak edindiği kazanımlar. Ama bir insanı bu kadar çaba harcayıp öğrenip kendini geliştirip sonra da demo yapmaya yönelten asıl “itici güç” ve motivasyon bu değil.

O motivasyonu tanımlamak ve özünü anlamak gerçekten göründüğünden daha zor. Ben bunca yıldan sonra bunu hala tam anlamış olduğumu sanmıyorum. Bazı tahminlerim var tabii. Karşınızda “Patterns of Motivation”…

Sporcu Demoscener

Biraz ham bir ifade olacak ama biraz “Nam” motivasyonu var. Sonuçta benim gördüğüm tanıdığım bütün iyi scenerlar biraz da bu alemde nam salmak için üretirler. Bunu negatif bir tespit olarak algılamamak lazım. Bu bence rekabet unsurunun bütünleyici ucu. Ve bir kişinin alçak gönüllülüğü ile de ilişkilendirilemez. Başka bir deyişle çok alçak gönüllü birisi, nam salma güdüsü ile demoscene ürünleri yapabilir ve bunda yanlış olan birşey olmaz.

Burada çok çok ince bir çizgiden bahsediyoruz. Nam salmak amacıyla kendini geliştirmeye çalışmak ve birşeyler üretmek ile ortalıkta “benim de çok namım vardır heyt” demek arasındaki fark işte o çizgi.

Demoscener olmak bu noktada sporcu olmaya benziyor bence. Yani nasıl alçak gönüllü bir güreşçi mesela sürekli kendini geliştirmek için çalışıp sonunda turnuvalara katılır ve madalyalar hedeflerse, demoscener da çalışır ve yarışma birincilikleri ve demolarına iyi tepkiler hedefler.

Sanatçı Demoscener

Nam salmak dürtüsü gibi bir diğer dürtü de “birşeyler üretme” dürtüsü. Bu noktada da demoscener’ları sanırım sanatçılara benzetmek en isabetli. Bir insan nasıl hangi motivasyonlarla eline fırçayı alıp bir tuval üstüne resim üretiyorsa, hangi motivasyonla gitarı eline alıp art arda akorlar melodiler deniyorsa, bir demoscener da aynı motivasyonlarla bir demo üretme ilhamını duyar diye düşünüyorum.

Bu üretme hissinin arkasında izlenilen başka demolar veya tamamen başka medyalardaki ürünlerden alınan ilham olabilir. Kişisel hayatta yaşanan ve etkileri dışa vuran olaylar olabilir. Ben kendi demolarıma dönüp baktığımda bu ikisinin karışımını görüyorum. Water’ı yapmadan önce mesela Heaven Seven beni çok etkilemiş ilham vermişti. Mist’i iş hayatımın başlarında buhranlı ve belirsizliklerle dolu bir dönemde hissettiklerim çok şekillendirmişti. Broken Türkiye’den Amerika’ya gitme kararı almaya çalışırken ki arada kalmışlıkla çok ilgili bir demoydu. Patterns of Madness’la ilgili pek çok öğede ASD, Resident(özellikle Spritus) ve Farbraush bana ilham kaynağı olmuştu.

Bu ilham kaynakları ve dışavurumların bazılarını izleyicinin görmesi çok kolayken bazılarını farketmeleri olası değil belki.

Ama izleyicilerin farketmelerinden bağımsız olarak, üreten kişinin dışavurmak istediği birşeyler olması ve bunun bir noktadan sonra insanın içine sığmayıp ürüne dönüşmek istemesi söz konusu. Dediğim gibi bu noktada sanatçı ve demoscener’ın çok benzediğini düşünüyorum.

Sirk Cambazı Demoscener

Bunu da demoscene’i diğer kreatif dallardan ayıran belirleyici bir faktör olarak görüyorum. Yani bir insanı bir kısa film çekmek yerine bir demo yapmaya yönelten farklı dürtü bana göre bu. Biraz cambazlık, olamaz görüneni yapmaya çalışma isteği (bu da nam salma dürtüsüyle bağlantılı bence). Hem kendine hem dünyaya (bu durumda dünya = içinde bulunulan teknik ekosistem) bir meydan okuma. “Ben bunu yapabilir miyim acaba… Yaparım ulan” deme. Sonunda da “yaptım bea” deme ve bundan tatmin duyma.

Bakın bu biraz farklı bir motivasyon. Daha uzun vadeli yatırım isteyen ve hemen tatmin edilmesi umulmaması gereken bir motivasyon. Özellikle scene’e yeni giren bir scenerdan kendisi ve çevresindekiler çok da fazla cambazlık beklemezler. Hatta çoğu zaman benim gözlemlediğim kadarıyla yeniler kendilerinden çevredekilerin beklediğinden çok daha fazla cambazlık bekliyorlar. Oyun yapımı yazılarında bahsettiğim yeni başlayanların “bir oyun yapıcam Gears of war gibi” modu işte bu

Halbuki burada yeni scener’ın modu daha çok “ya öğreniyorum şimdilik ama ileride göstericem hepinize” olmalı :)

Bu noktada aslında demoscener biraz sanatçıdan da uzaklaşıyor bana göre. Sanatçılıktan farklı olarak demolarda biraz daha “show business” unsuru hakim. Yani demo yaparken maksimize etmeye çalıştığımız şey görülen ve duyulan şeyin izleyiciyi “etkilemesi”, “vay anasını” dedirtmesi. Oysa sanatçılar ürünlerinde her zaman böyle bir kaygı yaşamazlar. Sirk cambazı benzetmesi bu noktada scener’a bu yüzden de yakın bence.

Özgüven ve Meydan Okuma Hakkında

Yazıyı bu konuyla bağlamak bana göre en doğru. Bu bana göre bir demoscener’daki en değerli bileşen. Çünkü bu bileşen bir demoscener da “pozitif geri besleme döngüsü” yaratıyor. Demoscener olup birşeyler üretip bunu başkalarının önüne koymak, bir miktar özgüven gerektiriyor. Belki kimse yaptığınız şeyi beğenmeyecek. Bununla yüzleşebilecek güvene sahip olmak, eleştirileri sağlıklı şekilde değerlendirip haklı olanların içinden veriyi almak, haksız ve abuk eleştirilere “hadi len” diyebilmek ve bir sonraki iterasyona daha bir gazla girebilmek gerekiyor.

Bir scener bu özelliği kazandığı anda, her yaptığı üründen sonra özgüveni artıp, özgüveni arttıkça da daha iddialı demolar yapabiliyor.

Ve özellikle bu “Ben yaparım. Daha önce de yaptım” modu çok çok çok önemli. Bunu çok fazla ortalığa söylemek değil elbette ama kendi içinde hissedebilmek bir scener’ın ulaşmak için çaba sarfetmesi gereken, scener’ı scener yapan şeylerin belki de başında geliyor

İşte bu yüzden bir scener’ın evriminde bu kadar hayati önem taşıyan bu özgüven gelişimini beslemek de bence demoscener’ların demo yapma motivasyonlarından biri. Çünkü bu özgüven ancak, yıllar içinde art arda kaliteli demolar üretilerek canlı tutulabilir.

Scener özgüveninizi edinmek ve güçlendirmek için demo yapmak ve yayınlamak zorundasınız. Bu demolar scener’lığınızın başında süper demolar olmak zorunda değil ama bitmiş ve yayınlanmış demolar olmak zorunda. Bunu yapmadığınız zaman için için bu özgüveninizin erozyona uğrayacağını düşünüyorum. Bu özgüven bir scener’ın belki de en önemli hazinesi. Bu hazineyi zamanın erozyonuna kaybetmektense yeni demolarla zenginleştirmek, hayatın her alanına da eninde sonunda olumlu etki edecektir.

Share

Comments

  1. Emir Akaydın on 01.14.2010

    İnsan neden demo yapar? Öncelikle her demo yapana “insan” demek doğru değil. İnsan sıradan demo yapar. İnsanüstü varlıklar mevcut sceneimizde :)

    Her zamanki gibi güzel bir yazı olmuş Bilgem. Ama açıkçası scene ile tanıştığım andan itibaren 20 sene boyunca bir kez bile kendime sormamışım şu soruyu. Demo yapılması gereken birşey, nedeni yok. Aslında şöyle de özetlemek mümkün;

    “İnsan neden sevişir?”

  2. Cem Gencer on 01.14.2010

    peki scener neden demo yapmayı bırakır? başka bir yazı da bunun üzerine olmalı bence…

  3. ref on 01.14.2010

    Scene çok karışık birşey, senin de baktığın gibi nereden tutsan eline yapışan bişey :) Neyseki neredeyse tüm etkenleri bir araya toplamayı başarmışsın :)

    Bence scener dediğimiz kişi, sanatçı olacakken ayağı kayıp bilişim endüstrisine düşmüş kişidir. Aslında müzik yapacak, resim çizecek, film çekecekken karşısında bilgisayar konularak susturulmuş biridir. Ama bu enerji kolayca bastırılacak birşey değildir. Konuşmak, anlatmak zorundadır. Kendini bildiği tek dille dışa vurur: makine dili ile. (bu dil böyle bir dışa vurum için uygun değildir aslında, bu yüzden scene fazla politize olamamıştır, nihayet geçen sene BP’nin konusu big brother olabildi)

    Diğer taraftan bazen scene sadece kendi içinde anlaşılabilecek birşeydir. Mesela, “ün için scene” diyoruz ama kaç (sokaktaki adam) kişi “neon station” ya da “puls”‘ı anlayacak kabiliyete sahip?

    Neon station gibi birşey yapmanın arkasındaki itki nedir?
    Ün? Sanat? Cambazlık? Spor? Hepsi? Hiçbiri?

  4. Hydrogen/Glance on 10.18.2010

    Nightlord’un yazdiklarini da okudum. Dusundum ne yazilabilir diye. Hani “aslinda bu soyle, aslinda su soyle” demek icin bir takim kivilcimlar aradim.
    Yazida “eksik bir seyler var mi” diye baktim. Hani “bunu atlamissin bence” vs. gibi argumanlar baktim. Ya da” su su sunlari da belirtmek lazim cok katkisi olur kafamizdaki sorulara” diye bir seyler bakindim. Ama acikcasi yok oyle birsey.

    Nightlord olayi cok detayli ve bilimsel incelemis. Benim gorusume gore hatasiz olmus:) Cok cool yanitlar dusunebilirm ama bu cool yanitlar zaten yazilan metinler tarafindan icerilmis seyler olurlar. Millet dalga gecer sonra.

    Dolayisiyla apistim kaldim. Nightlord cok fucker bir makale olmus. Ara ara tekrar okudugumda, incelemenin detaylarina takilmadan edemiyorum:) Benden 10/10 puan.

    Simdi ben hemen bir makale konusu bulmaliyim. Bunu ilk ben incelemeliyim, world first olmali. Mumkun mertebe detayli yazmaliyim ki baskalarina soyleyecek soz kalmasin. Nightlord’un yazdiklarini bik bik tekrarlamak olmaz. Yeni bir seyler olmali :) Eheheh

Leave a Reply