Facebook ve Verim Depremi
Evet en sonunda iki gün önce ben de facebook kullanmaya başladım. Uzun süre “Yahu ben o kadar çok kendimle ilgili bilginin fotoların falan online olmasını istemem” edebiyatı yaptıktan sonra, sonunda yakın bir arkadaşımızın iki yaşındaki süper tatlı küçük kızının pançolu bir fotoğrafını görüp altına yorum yazabilmek için ben de facebook’çu oldum
Vee bir anda dünya alt üst oldu… Hayır bütün vaktimi facebook’ta geçiriyor falan değilim. Fakat yeni bazı sistematik problemlerle karşı karşıyayım.
- Arkadaş ekleme ve onaylama mail trafiği
- Uzun süredir görüşmediğimiz arkadaşları eklerken mesaj yazmazsam kendimi kötü hissetmem.
- Önümüzdeki zamanda arkadaşların sayfaları ile ne kadar interaksiyona girmem gerektiğini bilememem.
Haydi birinci problem OK diyelim. Yani en kötü ihtimalle bir facebook filtresi koyup bütün mailleri hızla silebilirim. Nasıl olsa facebook sayfasında onaylama ve eklemeleri yapabiliyorum. Gönderilen mesajlar falan da orada birikiyor. (Acaba oradaki mesajları Inbox 0 ile organize etmelimiyim)
İkinci problem daha büyük. Örneğin bazı arkadaşları orada bulduğuma gerçekten çok seviniyorum. Yani mesela yolda rastlamış olsam bir saat süper sohbet ederiz. Ama facebook deneyimi yolda yürüken aynı anda 37 arkadaşınıza rastlayıp hangisine “N’aber?” diyeceğinizi bilememeye benziyor. Ya üç gün kendimi kapatıp hepsine düzgün şekilde mesaj yazmam lazım, ya da zamana yayıp bazılarının bir süre biraz bozulmasını (“Eşşek herif o kadar arkadaş olarak ekledik hiç sesi çıkmadı”) göze almam lazım.
Keza üçüncü problem de benzer uzantı. Milyon tane ufak uygulamadan minimum sayıda samimi interaksiyonu seçip onları kullanmak lazım. Yani yok çiçek gönderdi, yok vampir ısırdı muhabbetlerine ben girmem ihtimalen ama arada bir resimlere yorum yazmak vs isterim. Bu ne kadar ölçeklenebilir bunu da bilmiyorum
Yani temel soru şu. Şimdi sosyal yönden “iyi bir insan” olmaya çalışarak facebook arkadaşlıklarınızı yürütmenin zaman bedeli nedir? Günde ortalama bir saat mi? Üç saat mi? Arkadaş sayısı çarpı n dakika mı?
Kendimi adetlerini bilmediğim yabancı bir ülkeye gelmiş gibi hissediyorum
Kendi GTD Sistemi Uygulamam
Az önce sabit sayfalar arasına kendi GTD uygulayışımın mekanik detaylarını anlatan bir sayfayı ekledim. İşletim sistemi klasörlerini kullanarak nasıl ultra-taşınabilir ve her bilgisayar ve işletim sistemi ile kullanılabilen bir sistem elde ettiğimi bu yazıda görebilirsiniz.
GTD Tanıtım Yazıları sonunda tamamlandı
Evet artık ben blogda GTD hakkında atıp tutarken okuyucuların, “Yahu bu GTD de ne ola ki?” dediklerinde bakabilecekleri hayli geniş bir özet (sanırım ilk Türkçe GTD kaynağı) sağ taraftaki GTD Sayfalarında hazır durumda.
Hepsini tamamlamam biraz zaman aldı ama neredeyse kitabın üçte birinde bahsedilen kadar materyali aşağı yukarı aynı büyüklükte Türkçe olarak açıklamaya çalışmış oldum. Tabii ki kitabın yerini tutması mümkün değil ama en azından kitap Türkçe yayınlanana kadar başlangıç noktası olarak yardımı olur umarım.
Ve dediğim gibi asıl önemli tarafı, benim blogda yazacağım ve kitapta olmayan kişisel verim ipuçları ve yorumlarını burada yayınlarken, okuyucuların referans olarak kullanabileceği bir grup bilgi artık orada.
Oh be…
GTD ile İlgili İlk Yazılar
Bu hafta sonu GTD ile ilgili ilk bilgileri yazdım. Tek bir sayfa olarak yazmayı planladığım yazı önce üç sayfaya ardından da dokuz sayfaya uzadı. Ben şu an bu dokuz sayfanın beşini yazmış durumdayım (sayılır). Yani olay yine kocaman bir eğitsel dizisine dönüştü. Güya amacım bu değildi.
Neyse ne yapalım… Sonuçta ben bu blogda ileride sürekli küçük GTD ipuçları yazıları yazıyor olacağım zaten. Bunları ilk gören site ziyaretçileri için, ekranın kenarındaki o sabit sayfa linklerini kullanarak, GTD hakkında nispeten detaylı bilgi alma imkanı olması, sanırım faydalı olacak.
Ayrıca sanırım bu GTD referans materyalini Plazma dergisinde de yayınlıyor olacağım. Doğrudan bigisayar ile ilgili bir konu olmasa da “Amatör Bilgisayar Kültürü” demek, hobilere ve dolu bir profesyönel hayata sahip olmak demek, Plazma’nın hedef kitlesi olan amatör bilgisayar kurcalayıcılarının, zamanlarını ve projelerini nasıl verimli yöneteceklerine dair ipuçlarından çok faydalanabileceğini düşünüyorum.
Sitenin Teması
Biliyorum sitenin şu anki teması WordPress’in klasik teması, ve bu benim gibi teknik geçinen birisi için biraz utanç verici. Sayfanın üst bölümündeki iğrenç gradient efektinin renklerini bile değiştirmedim. Yani neredeyse şirketinizdeki, o hani bilgisayar bilgisi bakımından çok da uzman kabul etmediğiniz, satış ve insan kaynakları elemanlarının, kendileri için yaptıkları, bir kalıptan çıkmış, hepsi birbirinin aynı bloglar var ya, işte nightnetwork de o seviyede. Peki sorun bakalım neden?
Öncelikle satış elemanları ve insan kaynakları çalışanları hakkında az önceki cümlede belirttiğim gibi düşünüyorsanız zaten yanılıyorsunuz? (hmm Nightlord kıvırıyor mu ne… ) Hayır kıvırmıyorum. Aslında bu sitedeki en çok konuşacağımız konulardan birisi olan “Verimlilik” konusu, hem programcı veya mühendis olmayan bilgi çalışanlarının neden önemli olduğunu cevaplıyor, hem de benim php, html ve css biliyorken ve başka herhangi bir web teknolojisini de muhtemelen bir haftada öğrenebilecekken, neden daha iyisini kendim yapmayıp da WordPress’i (ve onun “klasik” temasını) kullandığımı açıklıyor.
Sözün özü, şu an hayatımdaki en değerli kaynak haline gelmiş olan “Zaman” ve “Düşünce” kaynaklarımın artık bir damlasını bile gereksiz ve maddi/manevi bir dönüşü olmayacak olan mücadelelere ayıracak cömertliğin kalmadığıdır. Bu sert ve somut gerçekle aslında hepimiz karşı karşıyayız ama çok azımız bunun farkındayız. Benim hayatımda şu an, portfolyoma custom tasarlanmış bir blog yazılımının katılmasının, bana hiçbir getirisi olmadığı gerçeğini kabul etmem gerekti. Ne kadar bunu yapmaktan zevk alacak olsam da buna harcayacağım eforu daha faydalı projelere ayırabilirim.
Beni tanıyanlar daha faydalı proje derken, “para getiren proje” veya “Amme hizmeti” kastetmediğimi zaten bilirler
İhtimalen bir oyun veya demodan bahsediyorumdur.
Haydi Bakalım
Bu kaçıncı web sitesi denemem bilmiyorum. Ama bu sefer daha farklı ve daha az teknik bir odağa sahibim. Bu sitede bundan sonra teknik bir bilgi çalışanı olarak karşılaşmakta olduğum kişisel ve profesyönel zorlukları ve bu zorluklarla mücadele etmek için denediğim, başarılı ve başarısız olan çeşitli metodları burada yazıyor olacağım.
Benim web sitelerinde, forumlarda ve Plazma’da yazdığım yazıları daha önceden bilenler, sitenin blog bölümünde daha farklı yazılar yazdığımı görecekler. İş hayatımda son yıllarda yönetimsel sorumluluklardan başarıyla sıyrılıp, tekrar salt teknik rollere dönmemin sonucu olarak artık hobi olarak teknik yazı yazmak daha az içimden geliyor. Biraz daha sohbet havasında, sanki akşam iş çıkışında Kadıköy’de bir cafede buluşmuşuz da, bir yandan çay ve kahveleri yudumlayıp bir yandan da muhabbet ediyormuşuz gibi bir havası olacak bu sitenin.
Ne de olsa ben artık Kadıköy’de iş çıkışında arkadaşlarımla buluşamıyorum.
Tabii ara ara teknik eğitseller yazmaya devam ediyor olacağım. Bunlara bu sitenin blog dışı bölümlerinde veya Plazma sitesinde ulaşabiliyor olacaksınız.
Yazılım geliştirme savaşları, verim artırma mücadeleleri, oyun ve demo yapma maceraları, yazın üretme arayışları... Çok yönlülük ile maymun iştahlılık arasında biryerler...