06.09.2009

natalGeçen hafta Vegas’taki E3 expo‘nun ardından hemen herkesin ortak fikri bu yılın bombasının Project Natal olduğu yönünde. Natal, bir kamera ve ileri bazı görsel/işitsel tanıma algoritmaları aracılığıyla oyuncunun hiçbir joystick benzeri alet kullanmadan oyunu oynamasını sağlıyor. Eğer izlemediyseniz youtube’de tanıtım videosunu izleyebilirsiniz.

Read more

Share
06.08.2009
Dikkat başınıza web 2.0 düşebilir !

Dikkat başınıza web 2.0 düşebilir !

Herşeyin sürekli kaybolduğu, bugün olup, yarın olmadığı web 2.0 alemlerinde bu blogu, ara sıra aksatsam da, bir yaşına vardırdığım ve bunu yaparken de içine pek de azımsanamayacak miktarda yazı doldurduğum için memnunum. Hem de aslan gibi de bir okuyucu kitlem var. Daha çok az sayıda fakat çok kaliteli okuyuculardan oluşuyor olsa da bu kitle, ben zaten daha ne isterim. Nitekim daha önce daha kalabalık fakat boş medya’larda yazmaya kalkmışlığım da yok değil. Ona nazaran bu blog ve onun küçük ama benim için değerli okuyucu kitlesi çok anlamlı. Eksik olmayın ey okuyucularım/arkadaşlarım.

Ve birinci yaşı kutlamak adına bugün blogda önemli bir iyileştirme yaptım. Artık paragraflarda 1.5 line spacing var. Heeeeeeyyo :) Birkaç gün önce Slate temasına geçtiğimden beri beni rahatsız ediyordu. Özellikle uzun yazılarda paragrafların okunulurluğu çok düşmüştü. Neyse ki “engin”(!!!) CSS bilgim sayesinde temanın stylesheet’inde gereken bir satırlık eklemeyi yaptım. Artık sayfa görüntüsü çok daha ferahladı kanımca.

Böyle zamanlarda geçmişe dönüp bir değerlendirme yapmayı hep çok sevmişimdir.

Read more

Share
05.25.2009

Herkesin hayatını ve duruşunu derinden sorgulayan, değiştiren ve yeniden tanımlayan bazı sanatçılar ve sanat eserleri vardır. Benim için bu sanatçıların en başında Ursula K. LeGuin gelir.

Ursula ışık saçıyor

Ursula ışık saçıyor

 

İlk defa yirmili yaşlarımın ortalarında “Yerdeniz serisi” aracılığıyla tanıştım kendisiyle. Ged olup Ogion’un öğrettiklerini anlamamak, Tenar olup kendi iç dünyanı keşfetmek, Arren olup Ged’in irfanını izlemek, hep Ursula’nın kelimelerindeki ritmik büyü ile şekillendi kafamda. Ardından “Mülksüzler” ve “Karanlığın Sol Eli”, sonraları adına sosyalbilim-kurgu dendiğini öğreneceğim, benim toplumları, tarihi ve sosyal fenomenleri anlayışımı alt üst edip, silkeleyen sanat eserleri idi.

Read more

Share
05.04.2009

Scene’i yakından takip eden arkadaşların zaten bildiği üzere geçtiğimiz günlerde Glance olarak Breakpoint 2009 partisinde c64 demo compoya iddialı bir katılım yapma girişimimiz olduysa da deadline’a yetişemedik malesef. Bu haftalarda Glance ekibi olarak demonun istediğimiz kalitede bitirilip bir an önce yayınlanmasına çalışıyoruz. Read more

Share
07.05.2008

Uzuuun bir aradan sonra nihayet kısa da olsa bir blog yazısı yazmanın vakti geldi de geçiyor.

Nightlord ne yapıyor, neden yazmıyor diyenler için (ki sayılarının şu an için 2 ila 4.5 arası olduğunu tahmin ediyorum :) ) cevap vereyim. Son bir kaç hafta hayatımdaki çeşitli cephelerde birbiri ardına yoğunluk yaşadım. Hatta inanmazsınız, GTD kullanmayı bile aksattım biraz. Aslında tam aksattım denemez. Daha çok eylemler listemde her an aynı projeden ardı ardına gelen yeni eylemler vardı. Bunları sürekli olarak ardı ardına yapıyorken bunun dışında çok fazla yeni girdi toplayamadım Gelen kutuma (Hata! bunlar bir yerlerde yine karşıma çıkacak ve üstelik şu an bilinç altımdan da enerji tüketiyorlar)

Yani gördüğünüz üzere daha önce de söylediğim gibi GTD kullanımında ıkı yıldan sonra bile hala zaman zaman kısa süreli uzaklaşmalar yaşayabiliyorum. Ama işin güzel tarafı sistemim en fazla bir kaç hafta geride kaldığı için yarın yapmayı planladığım 20 dakikalık bir “akıl süpürme” ile yeniden işleri rayına sokacağımı biliyorum

Konu dağıldı. Asıl konu şu aralar iki önemli şey hobi zamanımı yiyor. Birincisi Plazma’nın 6. sayısının çok yaklaşmış olması. O cephede yine çeşitli problemlerimiz var. Bakalım nasıl çözeceğiz. İkincisi ise uzun bir aradan sonra demo kodlamaya sıkı bir dönüş yapmış olmam.

Bu iki iş malesef kafamdan dumanlar çıktığını hissetmeme sebep oluyor. Ama zaten olayımız bu değil mi? Zaman zaman bu tür kısa süreli yoğun dönemlerle başa çıkabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Yeter ki bu tip dönemlerde problemleri nasıl parçalayıp çözeceğimizi biliyor olalım.

Neyse kısacası, sanırım önümüzdeki günlerde blogdaki gevezeliğim artarak devam edecek.

Share
05.15.2008

Evet en sonunda iki gün önce ben de facebook kullanmaya başladım. Uzun süre “Yahu ben o kadar çok kendimle ilgili bilginin fotoların falan online olmasını istemem” edebiyatı yaptıktan sonra, sonunda yakın bir arkadaşımızın iki yaşındaki süper tatlı küçük kızının pançolu bir fotoğrafını görüp altına yorum yazabilmek için ben de facebook’çu oldum :)

Vee bir anda dünya alt üst oldu… Hayır bütün vaktimi facebook’ta geçiriyor falan değilim. Fakat yeni bazı sistematik problemlerle karşı karşıyayım.

  1. Arkadaş ekleme ve onaylama mail trafiği
  2. Uzun süredir görüşmediğimiz arkadaşları eklerken mesaj yazmazsam kendimi kötü hissetmem.
  3. Önümüzdeki zamanda arkadaşların sayfaları ile ne kadar interaksiyona girmem gerektiğini bilememem.

Haydi birinci problem OK diyelim. Yani en kötü ihtimalle bir facebook filtresi koyup bütün mailleri hızla silebilirim. Nasıl olsa facebook sayfasında onaylama ve eklemeleri yapabiliyorum. Gönderilen mesajlar falan da orada birikiyor. (Acaba oradaki mesajları Inbox 0 ile organize etmelimiyim)

İkinci problem daha büyük. Örneğin bazı arkadaşları orada bulduğuma gerçekten çok seviniyorum. Yani mesela yolda rastlamış olsam bir saat süper sohbet ederiz. Ama facebook deneyimi yolda yürüken aynı anda 37 arkadaşınıza rastlayıp hangisine “N’aber?” diyeceğinizi bilememeye benziyor. Ya üç gün kendimi kapatıp hepsine düzgün şekilde mesaj yazmam lazım, ya da zamana yayıp bazılarının bir süre biraz bozulmasını (“Eşşek herif o kadar arkadaş olarak ekledik hiç sesi çıkmadı”) göze almam lazım.

Keza üçüncü problem de benzer uzantı. Milyon tane ufak uygulamadan minimum sayıda samimi interaksiyonu seçip onları kullanmak lazım. Yani yok çiçek gönderdi, yok vampir ısırdı muhabbetlerine ben girmem ihtimalen ama arada bir resimlere yorum yazmak vs isterim. Bu ne kadar ölçeklenebilir bunu da bilmiyorum

Yani temel soru şu. Şimdi sosyal yönden “iyi bir insan” olmaya çalışarak facebook arkadaşlıklarınızı yürütmenin zaman bedeli nedir? Günde ortalama bir saat mi? Üç saat mi? Arkadaş sayısı çarpı n dakika mı?

Kendimi adetlerini bilmediğim yabancı bir ülkeye gelmiş gibi hissediyorum :)

Share